Zaman Tuzla'da Yavaşlar

Tuzla, İstanbul’un ufka doğru uzanan en dingin ama en güçlü gün batımlarının şehridir. Güneş, her akşam Marmara’nın üzerinde yavaşça inerken, gökyüzü mor, turuncu ve kızıl tonlara bölünür; denizle birlikte başka hiçbir yerde görmediğim bir ışık oyununa dönüşür. Benim için Tuzla, yalnızca bir ilçe değil; bir hikâyenin sahnesi, fotoğraflarımın dili, ilhamımın kaynağıdır.Yaklaşık on beş yıldır bu sahil şeridinde, her mevsimde, her ışıkta, sabahın ilk sessizliğinden gecenin tuz kokulu rüzgârına kadar fotoğraf çekiyorum. Balıkçı kayıkları, kıyıya yaslanan tekneler, ufka doğru ilerleyen küçük motorlar, dalgaların ritmiyle birlikte her defasında başka bir sahne kuruyor. Ve elbette martılar… Bu hikâyenin gerçek başrol oyuncuları onlar.Başından beri anlattığım bir yolculuk var: Hikâyemin başkenti İstanbul, başrolünde martılar var. Bu martılar, göç yollarının, özgürlüğün ve gökyüzüyle kurduğumuz o görünmez bağın sembolü. Tuzla ise bu martılara ev sahipliği yapan, onlara kanat çırpacak gökyüzünü ve konacak kıyıları sunan bir sahne gibi. martıların çığlıkları, rüzgârın taşıdığı tuz kokusu, kıyıya vurup geri çekilen dalgaların sesi… Tüm bunlar, bu kentin ses hafızası ve benim için bitmeyen bir ilham kaynağı.Tuzla’nın uzun sahil şeridi, her adımda değişen manzaralarıyla yalnızca bir coğrafya değil; zamana yayılan bir görsel hafıza. Kışın soğuk ve puslu günlerinde bile bu kıyıların melankolik bir zarafeti var. İlkbaharda doğa uyanırken sahilin rengi, yaz akşamlarında kalabalığın enerjisi, sonbaharda sakinleşen ışığın yumuşaklığı… Tuzla, her mevsimde başka bir karaktere bürünüyor ve bu sergide yer alan her fotoğraf, o dönüşen ruhun bir parçasını kayda geçiriyor.Bu sergi, yalnızca fotoğrafların bir araya gelmesi değil; yıllara yayılan bir tanıklığın, bir tutkunun ve bir kentin ışıkla kurduğu ilişkinin görsel anlatımıdır. Tuzla’nın gün batımları, martıları, tekneleri ve denizi —çoğu zaman aynı sahnede, ama her defasında farklı bir duyguyla— yeniden karşımıza çıkıyor. Çünkü bu coğrafya, insanı her gün yeniden bakmaya davet eden nadir yerlerden biri.Ben bu kıyılarda büyüdüm, bu ışıkta olgunlaştım ve çektiğim fotoğraflarla sosyal medyada tanındım. Bugün büyük bir topluluğa dönüşen yolculuğum, aslında burada başlayan bir hayalin devamı. Balibey’in temelleri de bu sahil şeridinin rüzgârında, martıların gölgesinde atıldı.Bu sergi, Tuzla’ya bir teşekkür, İstanbul’a bir selam ve bu hikâyeyi benimle birlikte izleyen, paylaşan, hisseden herkese bir davettir. Çünkü Tuzla, yalnızca bakılan bir yer değil; görüldükçe derinleşen, yaşandıkça anlam kazanan bir mekândır.Ve biliyorum ki —Tuzla, her gün batımında, yeniden başlayacak bir hikâyeyi içinde saklıyor.

BİROL BALİ
@Balibey